3-4 Kasım tarihlerinde blog yazarlarından ben, Ümran ve Özgül ile Bodeka'dan 3 arkadaşımızla yıllardır planladığımız Durusu turunu gerçekleştirdik. İstanbul'a bu kadar yakın ama bu kadar bakir kalabilmiş bir yer daha var mı bilmiyorum ama yeni havaalanı çok yakınlarında konumlandığına göre bir kaç seneye kadar burayı da "eskiden buralar ormandı, göldü, bu siteler yoktu" şeklinde anıyor olabiliriz....
Ama belki de bu kadar karamsar olmaya gerek yoktur. Biz oraya sabah vardığımızda çevre koruma görevlileri gelip kampımızı ziyaret ettiler, bizim sadece haftasonu kısa bir kano etkinliği için orada olduğumuzu öğrenince rahatladılar. Çünkü Durusu İstanbul'un sayılı su havzalarından biri, yapılaşma ve yerleşim yasaklanmış durumda. Görevliler bizim oraya yerleşme amacında olmadığımızı, kanolarımızın bisiklet gibi en çevreci araçlardan biri olduğundan emin olunca dostça vedalaştılar ve bizi göl ile başbaşa bıraktılar.
Daha önce gölde kürek çekmemiştik ve açıkçası ben pek ilgi çekici bulmuyordum gölleri. Deniz gibi hareketli, heyecan ve adrenalin dolu bir dünyadan sonra göl, sessiz ve kapalı bir doğa parçasını çağrıştırıyordu. Durusu ise büyük ve geniş uzantıları olan bir göl, çevrenindeki sazlıklar, ormanlar ve kıyılardaki katmanlı kaya oluşumları ile ilgiyi hep canlı tutuyor. Üstelik sonbaharın kahverengi ve sarı renkleri, zayıf güneş ışımları ve uçuk mavi göğü ile doğa uykuya hazırlandığını ilan ediyor.
İki gün gölün Kuzey kıyılarını keşfettik, parlak yeşil yosun izlerini, nilüferleri ve gölün durgun suyu üzerinde günün değişik saatlarinde oluşan ışık oyunlarını izledik.
Göl akşamında önce yıldızlı gece göğü sonra aniden iniveren sis altındaydık. Göl sisten yumuşak yorganınıdan sabahın ileri saatlerine kadar sıyrılmadı. Yükselen güneş sanki bulutsu örtüyü bizim kıyımızdan tutup karşı kıyıya doğru kaldırdı
Şimdi ilkyaz renkleri ile gölü hayal ediyoruz, doğanın canlandığı göl saatlerinde....
Fotoğraflar: Alper Hepgür
kaçırdığıma feci üzülüyorum:(
YanıtlaSil