Fotoğraflar: Senem
Göcek turumuzun 2.günü olan 15/10/2011 Cumartesi sabahı Yavansu Koyunda 7.00 de uyandığımda sadece şıpırtı şeklinde dalga ve altında bulunduğumuz ağaçlardan düşen zeytin tanelerinin sesi vardı. Koyun yapısından dolayı bulunduğumuz yer küçük bir göl kenarı hissini veriyordu. Jukka açıkta yatıyor, Senem, Armağan ve Özgül çadırlarındaydı. Denizin sakinliği ve sessizliğini dinlemek için sağdaki kayalıklara gittiğimde 5 dakika sonra Armağan da gelmişti. Denizin dibi akvaryum kadar net görünüyordu.
Armağan ile çevrede yürüyüş yaparak tatlı su bulmalı akşamki bulaşıkları yıkayıp sabah temizliğimizi yapmalıydık. Arka tepeye doğru tırmandık. Yolda yörenin zambak türü iri bir çiçeği olan bitkinin soğanlarının domuzlarca sabah kahvaltısı yapılma izlerini ve yerlere dökülmüş iri cins zeytinleri gördük. Tepede çok büyük bir kuyuya rastladık. Fakat suya ulaşamazdık. Yakınındaki bir ağaç altında ağzı çok dar ve ileriden toprak altından (çoban yapımı) gelen bir boruyla damlama (kaynak suyu) ile dolmuş-taşan bir bidon vardı. Aşağı inip diğer arkadaşlar ve bulaşıklarımızla tekrar suya geri döndük. Ben bu arada bidona, bulduğum bir hortumla arkadaşların ''az kıs,biraz aç'' komutlardan anlayan basit bir düzenek de yaptım:)) (oldum). Kuyusuyla, manzarasıyla, eski harabe evi ve diğer koya bağlantısıyla tepe çok güzeldi. Kahvaltımızı her zamanki gibi mükellef hazırladık. Sadece yok yoktu :)) Jukka mutfağımızı hayretle izliyordu 3.gün sonunda ''evet ya bu iş böyle yapılmalı'' diyecekti o da :)) Kampımızı toplayıp yan koydaki yerleşimden domates vb. temini için yola çıktık. Hava çok güzel, deniz durgundu.
Burnu döndüğümüzde adalar ve koylar arası market görevi yapan tekneye rastladık, alışverişimizi yaptık. Hamam koyuna 2 km sonra ulaştık. Kıyılara sürtünürcesine gittik hep, dip müthiş güzeldi. Bu koy girişindeki sığlık ve minik adalardan, girişin deprem sonucu çöktüğü ve denizin koya ilerleyerek yerleşimi su altında bıraktığını düşünüyorum. Koyun dibinde yarısı denizin üstünde hamam olarak havuzu, odaları, koridorlarıyla (kayakla içine girdik). Tabi ki Kleopatra'nın buraya da illaki uğradığı yerleşimde bulunmak yüzmek ve de öğle yemeğimizi yemek müthiş güzeldi. Koyun sihrinden olacak marketten aldığım konserve zeytinyağlı yaprak sarma ve pilaki kutularının ikisinden de pilaki çıktı :))
2. günün kampını Tersane Adasında yapmak için saat 13.00 civarı yola koyulduk. Domuz Adasıyla yan yana ve dönüş parkurunun ortalarındaydı. Deniz yine çok güzeldi. İki adanın arasındaki kanaldaki mağaraya uğramamız kaçınılmazdı. Ağzı dar olan mağaranın içine girince bizi yarasalar selamladı. Yapısal olarak yan duvarların altından giren güneş ışığı suda florasan ışığı etkisi yapıyordu. Zaman durmuş gibiydi. Rüyada olmadığımızı anlamak için elma v.b .servisi yapıldı. Özgül'ün bize ulaştırmaya çalıştırdığı bir elma da kendini yarasa sanmış havada uçuyordu.
Tersane Adasının yerleşim olan koyunun arkasındaki ıssız küçük bir koya yerleştik. Yabani armut ve zeytin ağaçları arasındaydık. Denize girmek için nefis bir koydu, girdik tabi ki. Gümüş balığı sürülerin bilek kalınlığında 1,5 metrelik zargana balıklarınca kıyıya sürülüp avlanmalarını izledik. Çevre (yan koy) keşfimiz için arkadaşlar gittiğinde ben kamp nöbetindeydim. Döndüklerinde hava kararmış, fenerleri yanmış, yan koydaki tesisin sahipleriyle dost olmuşlardı. Komşularımız gece ateş başı muhabbetimize nefis köy ekmeği, kola vb. hediyeleriyle katıldılar. Akşam yemeğimiz nefis bulgur pilavı, sucuk, peynir ve şaraptı. Gecenin sonunda gökyüzündeki dostumuz Ay’la da vedalaşıp çadırlarımıza çekildik.

http://vimeo.com/33688461
YanıtlaSil